Ultraviyole Sistemleri, Cihazlari

Uv
Ultraviyole Sistemleri, Cihazlari
Ultraviyole Cihazi, bakteri virüs mantar ve diğer mikroorganizmaları uv ışınlarına
maruz bırakarak öldüren dezenfeksiyon sistemidir. Isı ve kimyasal madde kullanılmadan dezenfeksiyon yapıldığı için suyun tadında ve kimyasal bileşiminde bir değişiklik meydana getirmez. Mikropların öldürülmesi ışının yoğunluğuna ve temas süresine bağlıdır. 254nm dalga boyundaki uv ışınları tüm patolojik mikroorganizmaları %99,9 oranında öldürür. Ultraviyole (UV) Sistemlerinde; paslanmaz çelik bir yatak , lambayı sarar ve bu yataktan geçen su UV ışınlarının bombardımanına uğrar. Mikroorganizmalarin DNA ve RNA yapılarının bozularak etkisiz hale gelmesi UV sisteminin çalişma prensibini oluşturur. UV dezenfeksiyonunun tam olarak gerçekleşebilmesi için suyun bulanik ve renkli olmaması gerekir. Bu sebeple genelde uv sistem öncesine 5 micronluk filtre tavsiye edilir.


Ultraviyole Sistemlerin avantajları;

  • Uygulaması basittir.
  • Dezenfeksiyon kabiliyeti yüksektir.
  • Su içinde yan ürün ve kalıntı madde oluşturmaz.
  • Suyun tadına etki etmez.
  • Korozif madde oluşumu yoktur.
  • Ekonomiktir.

Ultraviyole Sistemleri Standart Özellikleri;

  • Gövde 304 Kalite paslanmaz çelik
  • Güç kaynağı 220 V 50 Hz
  • Çalışma basıncı 8 Bar
  • Lamba ömrü 9000 Saat
  • Çalışma sıcaklığı 2-40 oC
  • Bağlantı tipi Nipel (Dış Dişli) olarak üretilmektedir.
  • Lamba marka  LIGHTTECH ( ISO 9001 sertifikalı)
  • ES serisi kontrol panosu özellikleri
  • ES Serisi cihazlarımızda Kontrol Panosu cihaz gövdesinden ayrı bulunmaktadır.
  • Hour Meter,Arıza Gösterge Led’i bulunmaktadır. (E 50 UV Hariçtir.)

indir
Ultraviyole ışınları
 Görünen ışın ile X- ışınları arasında kalan elektromanyetik radyasyonlar. Ultraviyole (mor ötesi) ışınların dalga boyları X- ışınlarınınkinden uzun, görünen ışınlarınkinden ise kısadır. Dalga boylarının kısalığı sebebiyle insan gözüyle görülemezler. Fakat bazı böcekler, mesela bal arıları, tarafından rahatlıkla görülebilirler.

Ultraviyole ışınların varlığı ilk defa 1801 yılında Ritter adındaki Alman fizikçisi
tarafından tespit edilmiştir. Ritter X ışığının kimyasal maddelere etkisini incelerken mor ışığın ötesindeki karanlık bantta enerji çıkışının olduğunu fark etmiştir.

Görünen ışın ile mor ötesi ışınların arasındaki sınır radyasyonun dalga boyu 4000 Angstrom (1 angstrom= 10-8 cm) olarak kabul edilir. Ancak bu sınır, yaşa göre değişir. Genç kimseler mor ötesi bölgesine ait olan 3130 Angstrom (A°)luk dalga boylu radyasyonları görebilirler.

Ultraviyole ışın bandı kabaca üç bölgeye ayrılır: 4000-3000 A° arasındaki “yakın” bölge, 3000-2000 A° arasındaki “uzak” bölge ve 2000-40 A° arasındaki “vakum” ultraviyole bölgesi.

Ultraviyole ışınların en büyük kaynağı güneştir. Güneşten yayılan enerjinin yaklaşık % 9’u ultraviyole radyasyonudur. Bunun da ancak % 14’ü 3000 A°’dan küçük dalga boylu bölgeye aittir. Güneşten gelen mor ötesi ışınların yarıdan fazlası atmosferde tutulur. Atmosferde tutulan (absorbe olan) radyasyonun ekserisi küçük dalga boylu radyasyonlardır. Öyle ki, 3000 A° olan küçük dalga boylu ışınlar, yeryüzüne hemen hemen hiç gelmez.

Ultraviyole ışınlar görünen ışınlar gibi optik kurallarına uyarlar. Kuvars, florit ve damıtık sudan rahatlıkla geçtikleri halde, görünen ışınlar için geçirgen olan birçok madde tarafından tutulurlar. Mesela alelade pencere camı 3000 A°dan kısa dalga boyluışınları geçirmez. 2000 A°dan kısa dalga boylu ışınların havanın kısa bir mesafesinde tutulmaları ihmal edilebilecek kadar az olduğu halde, atmosfer tabakası boyunca tutulma yeterli olmaktadır. Daha kısa dalga boylu radyasyonlar oksijen tarafından tutulur. Bu olayla da oksijenden ozon meydana gelir.

Etkileri: Ultraviyole radyasyonları, foto-kimyanın bir bölümünü teşkil eden bazı kimyevi reaksiyonların gerçekleşmesini sağlar. Renklerin güneş etkisiyle açılması veya solması bu reaksiyonlara bir Örnekdir. Ultraviyole ışınların keza biyolojik etkileri de vardır. 3050 A°dan kısa dalga boylu ışınlar insan cildinde güneş yanığı meydana getirir. 3050-2900A° arasındaki dalga boyları “Suntan” olarak bilinen pigmentasyona (boyadan meydana gelen renklilik) sebep olur.

Ultraviyole ışınların diğer önemli biyolojik etkisi insan derisinde ergosterolden D vitamini meydana getirmeleridir. Güneş ışığının bu etkisi raşitizm denilen hastalığın önlenmesini veya tedavi edilmesini sağlar.

Ultraviyole radyasyonlarının önemli bir yönü de, bakterileri öldürme veya tesirsiz hale getirme özellikleridir. Bu sebepten hastanelerin bazı bölümlerinde, çocuk odalarında ve sterilize hava gereken birçok ameliyede ultraviyole lambaları kullanılır.

Ultraviyole ışınlar fosforlu madde olarak bilinen bazı maddelere geldiği zaman, bu maddeler görünen ışın neşretmeye başlarlar. Bu olay fluoresans olarak bilinir. Fluoresans lamba esas itibariyle ultraviyole ışınlarını kesen bir nevi camdan yapılıdır. Ampulun iç tarafı ince bir fluoresan madde ile kaplanmıştır. Böylece ultraviyole ışınlar bu fluoresan madde tarafından tutulur ve görünen ışın olarak neşredilir. Bu işlem görünen ışın üretimi için yeterlidir.

Ultraviyole ışınların şiddeti foto-elektrik hücreler veya radyometrelerle ölçülür. Keza kimyevi maddelere veya fotoğraf materyallerine olan etkilerinden de ölçülebilirler.